Dönüş Okan valizine, eline ne geçerse koymaya başladı. İçinden hiç atamadığı istek, sevgilisini kucaklama isteği, engel olunamaz bir hal almıştı. Biletini tekrar kontrol etti 14.00 Bursa Kamil Koç. En son söylediği sözler aklından çıkmıyordu. Acımasızca, sabırsızca kanatasıya vahşi. Ne kadar çok yaklaşırsa o kadar çok acıtıyordu gerçekler insanı. Rus ruletindeki tek kurşun gibi dedi Okan, şimdi ona silahı dayarım, bir o bir ben, hangimiz ölürsek. Silah onun için sensiz yaşamak beni öldürüyor cümlesiydi. Bunu ona söyleyecekti kesin kararlıydı. Mine bunu duyunca dayanamaz ve yaşlı gözlerle boynuna sarılırdı. Tek atış fakat iki ölü, yanlış hesaplamışım diye gülümsüyordu kendi kendine. Zaten ben ondan uzaktayken ceset gibiyim hiçbir şey onu aklımdan atmaya yetmiyordu. Hiç kimsede onun ışıltısını, doğallığını, güzelliğini göremiyordum, gözlerimi şişelerce alkolle kapatıp, bazı geceler sızıyor, bazı geceler önüme çıkan kendilerini vazgeçilmez sanan kadınlarla yatakta buluyordum. Bana doğru ısrarla gelen kızlar ve kadınlarla sadece yatılır diye düşünüyordum, fakat aklıma Mine gelince ona olan kızgınlığım ve öfkemle karşıma çıkan herkesle daha çok ilgilenmeye başlıyordum. Ondan nefret ediyordum, ne istediğini anlayamadım, o da beni hiçbir zaman anlayamadı. İçinden kendisiyle konuşurdu Okan, çoğunlukla, iç dünyasını paylaştığı neredeyse hiç kimse yoktu. Başkalarını iyi dinler,onlara doğru önerilerde bulunurdu. Ancak iş kendine gelince son derece suskundu, yine de çalıştığı yerde en çok güvendiği en yakın arkadaşının cep telefonunu aradı. Zil 8. çalmasında açıldı zaten gergindi huzursuz bir hırçınlıkla “oğlum nerdesin niye açmıyorsun dinle beni dedi!..” Ben aşık olduğum kadına gidiyorum, gelince anlatırım, seni onunla tanıştıracağım. Gece on ikide Bursa ya kalkıyor otobüsüm, yarın dönemezsem idare et, kız istemeye gidiyor falan ne dersen de artık patrona. Kerem, ne diyorsun ağbi, ne kızı ne aşkı demeye kalmadan kapattı telefonu ve valizine yapıştı gibi, kaldığı sıcak, nemli bir kaç basit eşyayla döşeli misafirhanenin kapısını açtı ve kendini dışarı attı. Bodrum’un deniz kokan sıcağı vurdu yüzüne. Yalnızlığa alışmıştı Mine. Zekasının ve güvensiz paronoya nın hediyesiydi bu yalnızlık onun için. Yalnızlık bir korku olmaktan çok geleceğe dair bir umut haline dönüşmüştü. Zaman zaman kendine bu cezayı verdiğini düşünüyordu. Yaşadığı güzel anları, sevişme sonrası mutluluk gözyaşlarını, hayatında aldığı ilk orkideyi unutma korkusunu taşıyordu.Bu güzellikleri unutmamalıyım diyordu ve kimseyi sevmemeliyim. Yanına yaklaşanlara alaycı bir bağ kuruyordu. İnsanlar kendilerine keyif ve huzur veren bu kadına nasıl daha fazla sokulamadıklarını anlayamıyorlardı. Ne vardı bu kadında? Beni bu kadar alabilirsiniz hayatınızın içine,daha fazla bir şey ummayın, mesajının altında yatan ürkek,çocuksu kırılganlık niyeydi? Karşısındakinde bana bir şans tanısa onu mutlu ederim duygusu uyandıran, üstü dumanlı bir hüzün olurdu yüzünün yuvarlak gölgelerinde. Ağladığı yalnız gecelerde Okan’ı düşünüp bir şeyler yazıyordu cep telefonunun mesaj bölümüne, fakat her seferinde gönderilmeyen acısı kalbinde tortulanan cümleler olarak kalıyordu yazdıkları. Annesize öksüz, babasına yetim, sevgilisize ne deniyorsa oyum ben demişti bir gün. Acı acı gülmüştü bu buluşuna sonra yine silmişti yazdıklarını son sevgilisine göndermeyip. Her aşk son sanılırmış dedi. Sonsuz bir duygusuzluğa hazırlanıyordu. Asıl mesleği çevirmenlikti bu yüzden bir sürü kitap okumak zorunda kalmıştı. Yaşam yalnızca kitaplardan öğrenilmiyordu oysa ki. Fırından yanık bir şekilde çıkardığı, soslu pekin ördeği geldi aklına. Yazılanlara aynen uyduğu halde neden becerememişti bu yemeği, çünkü kimse için pişirmemişti onu sadece tarifi uygulamıştı. Sevdiğine yapsaydı bir başka lezzet katacaktı onu memnun etme arzusu. Arzu sözcüğü onun avuçlarının terlemesine ve hala aşık olduğu halde ayrıldığı erkeğin, onun bacak arasına doğru eğdiği başını hissediyordu kanında. Sayısız kez zarif parmaklarını, onun sıcak dudakları, erkekliği, nefesi ve teni yerine düşünüp,kadınlığını okşamak için kullanmıştı. Çenesindeki Okan’ın hafif uzamış sakallarının bıraktığı pembeliği özlüyordu, alelacele kaçamak sevişmeler sonrasındaki ters giyilmiş çoraplarını özlüyordu. Arabasının buğulanan camlarının onlara edepsizce suç ortaklığı yaptığı soğuk kış gecelerini özlüyordu acıyla. Nemli pembe ıslak kıvrımlarının sıvı dolup düşlerin,anıların arasında onu kasıp zevklendirdiği anlardan sonra utanç ve suçla kendine kızıp, kim bilir o şimdi hangi zevklerin peşindedir diye umutsuzca beyninden silmeye çalışıyordu. Bunları düşünürken onu görmek ve ne olursa olsun tekrar ona sarılmak için yola çıkma kararını nasıl aldığını kendisi bile anlamamıştı. Bitti, ondan nefret ediyorum, bana o bitti dedi, başka kızlarla ilişkilerini sakladı. Beni aldatmadığından bile emin değilim diye düşünüyordu aylardır. Benim zor günlerime anlayış göstermedi, beni anlamadı, kendini de hep eksik gösterdi. Benim gibi akıllı ve duyarlı birisi bile zorlanıyordu. Neden olduğunu bilmedikleri bir düşmanlık vardı her ikisinin içinde de. Karşısındakini bu kadar çok sevmenin ağırlığına bir isyandı bu. Mine, camdan dışarıya bakıyordu sabırsızlıkla Bursa’dan, Bodrum’a giden otobüsün, geceyi delerek hızla ulaşmasını istiyordu varacağı yere nasıl bir sürprizin beklediğini bilmiyordu kendisini ama bu görüşmeyi ne olursa olsun yapmalıydı. Belki bunca aydan sonra onu bir sevgiliyle görecekti. Bu bile olsa artık gerçekle yüzleşmek zorunda olduğunu bu acılı sürecin ya burada bitmesi, yada mutlu bir yöne gitmesi, gerektiğini biliyordu. Okan’ı da bir türlü uyku tutmuyordu. Mine’nin kalbinde bir başkası yoktu diyordu, şiddetle. Hem olsa da ne olur ki ben onu yine kandırırım. Bana temelli gel ve ömrünün sonuna kadar benle kal diyeceğim ona ve gelecek tabi ki. Hem işle ilgili konumumda daha doyurucu şimdi. İnsan mutsuzken para kazanmak bile çok iyi gelmiyordu insana. Bir doldurulamaz boşluk ve sahte bir insan kirliliği arasında gidip gelen saatler. İnsan ilişkilerinin tamda ortasındaydı işi gereği ustaca ve zekice adımlar atabiliyordu. Kadınları da bu konuda kullanmaktan çekinmiyordu. Her kese kapısı acık bir görüntü sergiliyordu. Ardından çok umutsuz benim sevgilim var, ancak arkadaş olabiliriz derken bile beni sevmeye devam edin, beni yalnız bırakmayın buralarda diyordu, ruhumun bir tarafı. Bu tür aç gözlü ve zayıflıkla kutsanmış içleri boş ilişkilere tanık olmak bir süre sonra mine’yi çıldırtacak duruma gelmişti. Kıskançlık aslında ikisinin de birbirinden uzakta oluşlarının getirdiği bir duyguydu. Her tutkulu aşkın bedeliydi bu. Tutkusuz aşk olmazdı ki zaten. Senin için her şeyden vazgeçebilirim demişti Okan Mine’ye. İnanmıştı Mine ona, oysa ki kendi egosundan ve zorlanmaktan kaçma duygusundan vazgeçememişti Okan işte. Her neyse artık ona varmak için üç saate yakın süre kalmıştı. Çalıştığı yeri biliyordu nasıl olsa elinde bir oyuncak penguenle onu görünce her şey eskisi gibi olurdu. Bir tek şey diliyordu sadece onu çok aramadan hemen bulmak. Çantasından bir kağıt ve kalem çıkardı,onu bulamazsa iş yerinden bir arkadaşına bırakacağı notu yazdı; “Seni unutmak istemiyorum Bodrum’dayım beni ara lütfen Mine…..” Pengueni yanındaki boş koltuğa koydu, notu da oyuncağın cebine koyarak, koltuğu arkaya doğru yatırdı. Arkada beş altı yaşlarında bir kız çocuğu ve babası yolculuk ediyordu. Kafasını yasladığında küçük kızla göz göze geldi. Gülümsediler ve kıza oyuncağı alabilirsin dedi ve uyudu. Okan’ın otobüsü yolun sağındaki kazanın biraz ilerisinde durduğunda Okan’da uyumak üzereydi. Birden korkuyla Bursa plakalı devrilmiş otobüsün içinden sağa sola fırlamış acı içinde bağıran ağlayan insanların arasında buldu kendini, gece yolculukları ve mıcır kümeleri kim bilir hangi canlar almıştı, yine korkunç bir görüntüydü, özel arabalardan inenler sağ kalan yolcuları, yaralıları, kanlar içinde arabalara taşıyordu. Kopmuş eller, kollar, kafalar midesini bulandırdı. Karşıda küçük bir kız çocuğunun babacım diye bağıran sesine doğru koşarken kızı göğsüne bastırdı. Çocuk, tir tir titriyordu. Tam o sırada ambulanslar geldi, yerden bir oyuncak penguen bulup kıza verdi, sağlık görevlileri küçük kızı oradan uzaklaştırdılar. Arkasını döner dönmez bir kadın ve bir erkek cesedi gördü. Adamla kadının elleri üst üsteydi sanki uyurken ölmüş gibiydiler. Adamın yüzü paramparçaydı fakat kadın huzurlu bir yüz ifadesiyle donmuş bir melek gibi uyuyordu, Okan’ın gözleri ve kalbi yerinden fırladı, ölmeeeee diye bağırarak sarıldı Mine’nin cansız bedenine, adamın hiçbir önemi yoktu, itti onu ve öylece Mine ‘ye sarıldı...
|












Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.