Efendiler

 

Zehra, Bekir’in avuç içleri sırılsıklam olmuş ellerinin arasından sıyırıp çektiği, yüzüne bakıyordu pis kokulu tuvaletin kırık aynasında. Suyu yavaşça açtı titreyen parmaklarıyla. Olanca gücüyle yıkamaya koyuldu yüzünü. Buz gibi suyu bir tokat gibi vuruyordu avuç avuc yanaklarına. Bekir’in arzudan terleyen parmaklarının izlerini yıkamaya yok etmeye çalışıyordu sanki. Kendi kendine konuşuyordu bir yandan. Sakin ol Zehra, koy verme öyle, ağlama isteksiz yeni gelinler gibi. Hiçbir şey olmadı daha düş evinin yoluna. Yolda düşünürsün ne yapacağını. Hepsinin soyu aynı dölü bozukların. Erkek milletinin yüreği yok işte. Biliyor tabi, ona hayır diyemeyeceğimi. Ayyaş herif koca değil ki başımızda. Ben ne kadar daha savaşacağım bu kara kaderimle bir başıma yarabbim? Ah benim gözleri dumanlı garip kuşum, yaralı ceylanım kızım. Sana öksürük ilacı alacaktım unutmadan, Osman da dükkândan çıkmış eve geliyordur şimdi. Topla kızım kendini. Zaten şu nazlı kalbin bir işe yaramadı, akıllı da olamadın bu zalim dünyada, ne olacak ver köpek herife istediğini de yalasın dursun senin bedenindeki kemikleri iştahla… Yoksa nerde iş bulucan bu içine yandığımın ülkesinde, bu krizde?

Eve vardığında allak bullak olmuş kafası; ağlamaktan şişmiş gözleriyle çarçabuk bir yemek hazırlamaya koyuldu Zehra. Anne diyordu kızı Gülce, bu gün okulda hiç öksürüğüm gelmedi, galiba son aldığın ilaçlar da tam bana göre. Halsizliğim de yoktu bugün hiç. Hatta bulaşıkları ben yıkarım kolaycana sen dinlen. Cumartesi günü bizim Selda’ ların evinde ablasının kına gecesi varmış, beni de çağırdı, gitsem izin verir miydin? Kötü olursam hemen gelirim. Çok sıkıldım artık ben anne okul-ev-hastane, okul-ev-hastane. Gidebilirim di mi?
Zehra, sesine şifa süsü vermeye çalışan kızını dinliyordu. Bir yandan çorbayı karıştırırken, kafasının diğer yanında da Bekir e vereceği cevabı düşünüyordu. Osman’ı da Ahmet’lere gönderirim, onun oğluyla internet kafeye gitmeyi pek seviyor, dönüşte de onlarda yatarsın derim.. Planlar yapıyordu akıllıca. Ahmet, Zehra’nın yine de birazcık ciğeri kalmış dediği ortanca abisiydi. Osman’ ın tornacı dükkânındaki işini de o ayarlamıştı. Çırak almak için bile eş dost araya sokuluyordu sanayide de artık. Bu batasıca krizin elinin değmediği yoksul kalmamıştı ki. İşten atılan atılanaydı. Ağzınla kuş tutsan nafile geliyordu. Patronlar da haklı dedi Zehra, malı götüren memleket düşmanları parsellemişti hepsinin bir lokma ekmeğini.

Kapı çalındı, kir pas içinde oğlu göründü. Gelmişti çocukcağız yorgun argın.Anne dedi heyecanla, bu gün Kadir ağbi bana 2 milyon bahşiş verdi. Yaptığım işi pek beğendi. Biriktiriyorum ya bu paraları babam çıkınca hepsini ona vereceğim, baba bana ait bir dükkan aç, sen keyfine bak ben işi örgendim diyeceğim. O zamana kadar 1 milyar falan olur di mi anneee? 10 yıl daha var diyorlar ama af falan çıksa 5 yıla iner di mi anne? Neyse ben bu paraları biriktireyim de, ellerimi yıkayıp geliyorum. Ablasına döndü; Ne haber kız? Bakıyorum ayaktasın, anneee bak ablam yatmıyor, benim bahşişleri ilaç için vermem ha ona göre. Kendime kola bile almıyorum karışmam. Zehra, bir an inandı oğlunun hayallerine, içi burkuldu. İnşallah anacığım olur elbet dedi. Acıyla karışık bir mide bulantısı onu yemekten ala koydu.Vereceği kararı biliyordu... Teslim... Oğluyla kızını uyuttuktan sonra, yarın Bekir’ e peki diyecekti. Onu tanıyan herkes Zehra’nın erkek bir yanı olduğunu bilirdi. Boyun eğmezdi öyle kolay kolay zorbalıklara, kocası denen herifle bile göze göz dişe diş savaşırdı, yeter ki çocuklarına bir zarar gelmesin pislik dölü heriften. O hapishanedeyken çoktan boşanırdı aslında ama dul kadın demesinler diye düşünüyordu. Zaten ne fark ederdi ki boşansa da boşanmasa da herif müebbet yemişti sarhoşken adam öldürmekten. Her şey affedilebilirdi ama adam öldürenler asla affedilmezdi Zehra ‘ya göre canı Allah verir o alırdı ancak. Gece boyunca pirinç yatakta bir sağa bir sola döne döne sabahı zor etti. Şafak söküyordu horozlar öterken,eli memelerine dokundu bir ara, oradan hafif dolgun göbeğine indi,okşadı bir kendi tenini kadınlığını hatırlamak istercesine. Yine bir tiksinmeyle cekiverdi ellerini kendinden. Soğuk bir ter boşaldı sırılsıklam oldu pamuklu geceliği, fanilası. Yaparsın be Zehra ne olacak kapa gözlerini memnun et herifi. Bir süre sonra zaten bıkar senden orospu çocuğu karı düşkünü adi herif. O zamana kadar Allah kerim, belki de memleketin hali düzelir... Gözlerine tan vakti ağırlığı çöktü, içi karar vermişlikle geçiverdi.

Bekir, onun verdiği cevaptan pek memnun tamamladı cuma vardiyasını. Öğle namazını kılarken bile aklını Zehra’nın dolgun kalçalarından alamıyordu. Hem cumartesi gecesi de pek uygundu doğrusu. Karısına Tuzla’ da bir iş var, hafta sonu patron beni oraya yolluyor diyecekti. Keyifli keyifli ıslık çalması atölyedeki bütün işçilerin dikkatini çekmişti.Zehra da hiçbir şey yokmuş gibi mumları paketliyordu, her zamanki tekdüze bezgin haliyle.Nihayet o gün de paydos oldu.Kapıdan çıkarken Bekir’ in Zehra ya çapkın bir bakışla saat 8 işareti yaptığını kimse görmemişti.

Zehra, çocukları evden uzaklaştırdıktan sonra sanki kurbanlık bir koyun gibi,isteksiz ve sıkıntılı bir şekilde yatak odasını hazırladı.Çekmeceleri düzeltti ne gerek varsa,defalarca tozunu aldı aynı yerlerin.Saçlarını taradı ağır ağır hareketlerle.Temiz bir elbise giydi üzerine Osman’ın, sünnetinde giydiği.Aynaya baktı tekrar; uzun uzun korku dolu bakışlarla,daldı gitti 13 yaşına..

Kalbine gömdüğü, Allah’tan başka kimseye güvenmemesinin buydu işte nedeni. Büyük ağbisinin,onu köşeye sıkıştırıp,konuşursan ölürsün diyerek yaptığı taciz kabuslarına gitti birden. Bu korkunç işkence,onu o ayyaş kocayla evlendirmelerine kadar sürmüştü. Ağbisine duyduğu nefret ve korkuyu ömür boyu içinde taşımak zorunda kalacaktı. Gözlerini sıkıca kapatırdı, yaşları bile kirpikleri arasından zorla akardı. Ağbisi her seferinde bu son bir daha olmayacak der, sanki üzgün ve pişmanmış gibi üstünden kalkardı işini bitirdikten sonra. Her zaman dua etmişti Allah ‘ına, kocasından hamile kaldığında, sakın kızım olmasın diye. Ama ilk çocuğu kız olmuştu işte,kader.Gülce’ yi gözü gibi sakınırdı her şeyden ve herkesten. Oturdukları gecekondu mahallesinde, bütün evlerden daha uzak, tek başına bir ev tutmuşlardı. Camları,kapıları ve perdeleri sıkı sıkı örterdi hep.

Kapının üç kere vurulmasıyla daldığı acı dolu anlardan sıyrıldı. Yavaşça uzandı açtı, Bekir karşısındaydı. Elinde kuruyemiş paketleri ve meyve torbalarıyla içeriye giriverdi. Kalçalarından kavradığı kadını kabaca duvara dayadı, iştahla öpmeye başladı..

Çok zor gelmişti Zehra’ ya bu görev. Bekir `niye ağlıyorsun, ben kadınları hep mutlu ettim,bak şimdi hiç yakışmaz bu bana` diyordu. Yatakta yan dönüp keyif sigarasını tüttürürken… Zehra öfkeli gözlerle ona baktı, bırak da ağlayayım bari efendi dedi hiddetli bir sesle. Kalktı ve temizlenmek için banyoya yürüdü. Bekir güldü umarsızca ve gözlerini odanın içinde gezdirmeye başladı. Bildiği fakir eviydi işte. Anlaşılan bu karı pek orospuluk yapmamış daha önce diye düşündü. Yoksa bir iki parlak eşya olurdu ortalıkta. TV bile siyah beyazdı hala.

Zehra sabit gözlerle banyo duvarına bakarken suyu defalarca döküyordu boynunda aşağı .Bir daha olmayacak bu zulüm,bir daha olmayacak bu işkence,bir daha olmayacak bu teslimiyet diyordu. Durdu, kurulandı, giyindi,mutfağa geçti meyveleri yıkayıp tabağa yerleştirdi kurulmuş bir bebek gibiydi hareketleri.Midesi bulanıyor başı dönüyordu bir yandan.

Bekir; kendi kendine konuşuyordu Zehra odadan içeri girdiğinde çocukların, birer büyütülmüş önlüklü fotoğrafları çerçeveletip duvara asılmıştı. Gülce’ nin aynı annesine benzeyen güzel yüzünü masum gülüşü dolduruyordu. Vay be dedi Bekir, anasına bak kızını al demişler, bir dahaki sefere bu yavruyu da isterim, eğer işe devam etmek istersen... anladın mı? Ne bakıyosun öyle he?

Zehra elindeki tabağı düşürdü. Bekir in iğrenç gülüşü ve bakışları ceylan gözlü kızı Gülce’nin resmini kirletiyordu. Başı fena dönüyordu yere düşen bıçağı alırken. Ne dedin sen efendiii diye bağırırken elinde bıçakla Bekir’ in üzerine yürüdü. ekir’ in kaçacak bir anı bile olamamıştı. Kadın bütün acıları için, bitti artık derken, bıçağı adamın çıplak terli bedenine sokup sokup çıkarıyordu... Gücü azalıp yere yığıldığında,o koca bıçağı olanca gücüyle kendi bacak arasına sapladı ,korkunç bir acıyla bağırıyordu.
Alın efendileeeeer… alın bunuuuuuu, alın analığımı, avratlığımı, alın yazımıııııııı... sizin olsuuuuuun..!!!



Papillon
10-11-2008

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


Kayıt Ol


Giriş Yap


Forum
edebiyat platformu
Şiir Atölyesi
yazarlar topluluğu
Türk Edebiyatı
şiir, deneme ve öyküler
Dünya Edebiyatı
şiir, deneme ve öyküler
Edebiyat Tarihi
duygu ve düşünce dizisi
Aforizmalar
özlü sözler, söylenenler
Felsefe
entelektüel faaliyet
Sosyoloji
toplum bilimi
Kitap
eleştirel makaleler
Sinema
tavsiyel metinler?!
Müzik
kulağıma gelenler
Tiyatro
perdenin arkasından