Karar Bugün: Gözlerinin kapanışını izledi genç adamın. Aydınlık ve duru çehresine son kez baktı. Yavaşça kalktı oturduğu sandalyeden. Kullandığı ilaçların izlerini çarçabuk yok etti. Koridora süzüldü, hastanenin cansız ve soluk ışığının altında dosyanın son sayfasına şunları yazdı: Organ transplantasyonuna uygun görülmüştür.. Onaylayan: Dr. A.T İki ay öncesi: Ben gitmek istiyorum dedi genç adam doktoruna. Peşimden gelmeyin sakın ve nereye olduğunu da sormayın. Belki de biliyorsunuzdur Cahit Sıtkı’nın söylediği yere gidiyorum. “Yaşamanın sevmek gibi gönülden olduğu, ölümden bile şikâyetin olmadığı yer.”Elbet bulacağım dedi yatağında gülümseyerek. Doktor tetkikleri incelerken sordu: Gitme zamanını sen mi seçtin, yoksa zaman mı seni seçti! Mağrur bir yolcu gibisin. Her gidişe erken demiş şair ama hiçbiri erken değildir, çünkü bizden arta kalan zaman da, bizden önceki zaman gibi bize ait değildir. Emanet zamanı kullanmaktır işin tılsımı belki de, ne dersin? Genç adam içini çekerek, tılsım diye bir şey yok ki dedi. İnsanlar yalnızca her şeyi hayal ediyorlar. Ya da sonsuz bir rüyadayız. Doktor bey, dün geceki rüyamı anlatmalıyım size; Gün denen şey kapılarını kapatıyordu sanki. Hava kararırken binlerce sığırcık kuşu, salkım salkım konmuştu dallara. Bulutlar koyu ve öfkeliydi, yuvarlana yuvarlana bir tarafa doğru yığılıyordu. Yağmur sağanak halde, toprağa hırsla vurarak yağmaya başladı. Sanki kalbim de damlaların ritmine uymuş, göğsümün içinde kalmak istemiyormuş gibi zonkluyordu. Birdenbire başımın olmadığını, yerde durduğunu fark ettim. Gözlerim başsız bedenime bakıyordu şaşkın şaşkın. Bir adam gelip başımın yerine bir bebek başı yerleştirdi. Bu sizdiniz doktor bey ve birden yaşamım da başımla birlikte derin bir boşluğa yuvarlandı. Kendimden soğuduğumu fark ettim. İnsan hiç kendinden soğur mu doktor? Daha önce hiç sevmeyeceğimi düşündüğüm bir şeyi de, birden bire sevdiğimi hissettim. Zamanın varlığını, ve dedim ki kendi kendime, zamanla dost olmalıyım. Zamanı zamanla sevmeliyim.Çünkü onun değeri azaldıkça artıyor. Doktor başıyla onaylayarak, dost olmalısın tabii ki. Önce bir şeyler yaz, güvercinlerin kanadına bağla yazdıklarını, içini rüzgâra dök dedi camın önüne konan güvercinleri göstererek. Onlar da zamana anlatsınlar, zamana yani kadere verilmiş bir dilekçen olur böylece. Şöyle başardım ben olsam, ey zaman, yaşam da ölüm de senin doğrularındır. Doğmak için bir, ölmek içinse bin tane yol göstermişsin. Herkese aynı ömrü vermemişsin. Hepimiz doğmak, yaşamak ve ölmek zorundayız. İşte kurallar bunlar, ne zaman, nasıl olacak, ne önemi var ki? Ben senin kurallarını yeniden yazıyorum... Geçen günler boyunca, genç adamın dermansız bedeninde hastalık hızla ilerliyordu. Artık sürekli okuduğu kitapları bile taşıyamıyordu elleri. Gülümsemeleri solmuştu. Aç gözlü fareler gibi kemiriyordu ağrı tüm hücrelerini. Artık doktorla hastası da dost olmuşlardı. 1 ay öncesi: Genç adam, doktor bey bir şey aklıma geldi dedi. Sizden kahraman olmanızı rica etsem? Şaşırmayın lütfen. Derler ki kahramanlar ünlerini cüretlerine, talihlerine ve de cinayetlerine borçluymuş. Doktor şaşırarak, nereden çıktı şimdi bu, benim başımın üstünde bir ışık mı gördün dedi. Hayır diye devam etti genç adam; biliyorsunuz ağrılarım dayanılmaz oldu. Morfin bile yetmiyor artık uyuyabilmem için. Yüreğimdeki tüm umutların silindiğini seziyorum. Arzularımı kovuyor, ümitlerimi ayıplıyor, aldanışlarıma dövünüyorum. Dün yine geceyi bekliyordum ağrılarımı demlerken, gökyüzü karla ışıklanıverdi, derken gün sabahlandı ama güneş yine öfkeliydi, kışın hüznünü eritemediği için, tıpkı benim hüznüm gibi. Bazen karıştırıyorum kederle acıyı, ağrıyla hüznü. Mezarımı düşünüyorum ve ruhuma sen kal bu dünyada diyorum. Doktorum, gömüldüğüm yer öyle bir yer olmalı ki, baharda rüzgarlar üzerine çiçekler serpmeli. Tam kalbimin üstüne de bir kuş yapışmalı, serserice didiklemeli toprağımı, zamana yazdığım dilekçenin cevabını okuması için. Ansızın doktora dönerek sordu; alın yazımı değiştirir misin doktor? Doktor sıkıntıyla; mümkün olsa keşke dedi. Gözlerinden süzülen bir damla yaş dosyaya düştü ve yazdıklarını dağıttı. Senin acıların beni dağıtıyor dedi merhametli gözlerle hastasına bakarak. Hayat uçurumlarının kıyısında kendimize bir destek buluyoruz yürümek için, başkalarının şansına ihtiyacımız var mı sence? Şans elden ele geçebilir mi? Genç adam alnındaki teri silerek, alınyazısı dediğimiz şey, göze görünmez tesadüfler ve sonu gelmez küçük şanslar zinciriyse, insanlar bu zinciri kıramazlar mı? Benim alınyazım sayenizde sonsuza yazılabilir. Doktorun ağladığını fark ederek, biliyor musun doktor, gözyaşları sadece beynin işi olmamalı. Yürek kederi taşıyamadığında kanımızdan ayrılan keder tohumları yaş olup, gözlerden akıyor olmalı bence. Ağlamayın, sadece bana yardım edin artık hadi. Tüm günler sonuma akıyor nasıl olsa, ölmek isteyeni kurtarmak, öldürmekle birdir demiş Horatius, ölmek isteyeni öldürmek de ölümü geçersiz kılsa gerek.. Düşünsenize, ben başkalarına can vereceğim sizin yardımınızla. Artık bekleyişin acılarını çekmek istemiyorum. Yalvarıyorum size. Doktor üzüntüyle sessizce odadan çıktı… Bu gün gece: Doktorun güncesi; Ey zaman, ölümü öldürdüm ben, mutlu bir katilim. Papillon 29/10/08
|